a

Önce bakış açınızı değiştirin

6183028086b245379c6b889f

 

MERT İNAN İstanbul – Avrupa’daki Kovid-19 kaynaklı depresyon ve anksiyete vakası artışında Türkiye’nin ilk sırada olduğunu belirten The Lancet’teki makalenin ardından uzmanlar, depresyonla başa çıkabilmenin yollarını Milliyet’e anlattı. Çalışmalarının bir kısmını İngiltere’de sürdüren Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Armağan Samancı, İngiltere’de de Kovid-19 sonrası ruhsal sorun ve intihar vakalarında artış olduğunu belirtiyor. Avrupa’da depresyon ve anksiyete vakalarının en çok arttığı ülke olarak Türkiye’nin öne çıkmasının tek nedeni olmadığını söyleyen Doç. Dr. Samancı, ruhsal sıkıntıların sadece ekonomik koşullara bağlanmasına katılmıyor. Samancı devamında da şunları söylüyor:

“Ruhsal sıkıntılardaki artışı sadece ekonomik koşulların bozulmasına bağlamanın dar bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum. İnsanlar, salgın başlangıcından itibaren kapanmak ve kısıtlı bir sosyal yaşam sürmek zorunda kaldılar. Sosyal destekten uzaklaşmanın, yanı sıra maddi sıkıntılar geleceğe ait belirsizlik yaratırken, insanlar bu dönemde kendilerini düşünmek, daha çok sorgulamak durumunda kaldılar. Bu sorgulama sırasında sürecin belirsizliğe evrilmesi ve yaşanan sosyal, ekonomik sorunlar beraberinde kaygı ve karamsarlığı tetikledi. İnsanların sosyal iletişim fonksiyonlarını kaybetmesi ruhsal sıkıntıların artmasındaki en önemli etkenler arasında. Çünkü sosyalleşmenin sekteye uğraması korku ve tedirginlik kültürünün yerleşmesine neden oldu.”

‘Sıkışmışlık hissi’

Evden çalışanların, hastalık riskine karşın daha güvende hissetmelerine rağmen, sosyalliğin eksikliği ile bunalmaya başladığını sözlerine ekleyen Doç. Dr. Samancı, “Süreç Türkiye için zamanla sosyal ve ekonomik yaşamda daha sıkıntılı bir hale gelince depresyon ve anksiyete vakaları doğal olarak artmaya başladı. Ancak tekrarla söylemek isterim ki tek neden ekonomi değil. Her olumsuz hissiyatı ekonomik şartlarla açıklamaya kalkmak ‘Ekonomi iyiyse iyisin, kötüyse kötüsün’ demek basit bir çözümleme” diyor. Ekonomik sıkıntılar kadar bireylerin sıkışmışlığı ve çözümsüzlük duygusunun da ruhsal sorunları tetiklediğine işaret eden Samancı, şunları söylüyor:

“Ekonomiyi herkes için eşit düzeyde tutmak mümkün değil. ‘Sıkıntısı olanlar sadece dar gelirliler diye düşünmek’ yanlış bir saptama. Bana göre sıkışmışlık ve çözümsüzlük hissi ekonominin de önünde. Sosyal olarak toplumda ve dünyada büyük bir değişim var. Dünün formülleri ile bugünün pandemi koşul ve yarattığı etkileri çözmek mümkün değil” diyor.

‘Olumsuzluğa odaklanmayın’

Psikiyatri Uzmanı Hakan Türkçapar ise The Lancet’te yayınlanan çalışmaya temkinli yaklaştığını ifade ederek şu tespitleri yaptı:

“Ancak Kovid-19 ile genel olarak dünyada depresyon ve anksiyetini arttığını görüyoruz. İnsanların izole olması sosyal yaşam ve faaliyetlerin kısıtlanması sekteye uğraması da ruhsal dengemizi olumsuz etkiliyor. Türkiye açısından ikinci neden ekonomik sorunlar ve hayat pahalılığı. Stres artışı depresyon ve kaygıyı arttıran unsurdur. Aslında toplumda idare edenler dediğimiz bir kesim Kovid-19 ile klinik tabloya dönüşmüş oldu. Artan stres düzeyi bu kişilerde klinik düzeyde sıkıntı oluşmasına neden oldu. Dış koşulları tek başına değiştirmemizin imkânı olmadığını bilmemiz gerekiyor. Sürekli olumsuz koşullara odaklanmak içsel sıkıntılarımızın artmasına, mutsuzluk ve depresyona neden olacaktır. Kovid-19’un neden olduğu olumsuzlukların farkında olmak ayrı, günün tamamını olumsuz, kötü düşüncelerle geçirmek ayrı kavramlar. Bir miktar kabullenmek gerek. Ancak kabullenmekten kastım, onaylamak hoşlanmak değil. Hava kötüdür, kar yağmış ve yollar tıkanmıştır. Bu realiteyi kabullenmek durumunda kalırız. Yaşamda olumsuzluklar vardır. Sürekli olumsuza odaklanırsak, yapacağımız hamlelere de enerjimiz kalmaz. Bu durum beraberinde sadece yakınan ve depresyon yaşayan biri haline gelmemize yol açar.”  

‘Sihirli değnek yok’

Psikolog Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk da sürecin her kesimden insanı sarstığını belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Salgına hangi ülkenin hangi koşullarda yakalandığı çok önemli. Kovid-19 süreciyle kötüleşmesi ruh sağlığımıza da yansıdı. Sosyal eşitliğin olmadığı yerde mutsuzluk ve kaygılar artar. Pandemi sürecinde genç işsizliğinin de artması da kaygı ve umutsuzluğu arttırdı. Depresyonda çaresizlik hissi vardır. Kişi işe yaramadığını düşünürken artık uğraşmayı bırakıyor. Depresyon kişinin tamamen umudu kesme, denemeyi bırakma halidir. Umudu koruyamamak görememek çökkünlük ve dibe vurmaya neden olur. Pandemi süreci çok sarsıcı olsa da hayatta olduğumuz her an ve nefes aldığımız her saniye umudumuzu kaybetmememiz gerekiyor. Olağan rutine karşı şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun bakış açımızı değiştirmek durumundayız. Hep aynı düşüncede takılı kalmamak çıkış bulmamak için kapalı yolu denemek ziyade başka yollara bakmak gerek. Sıkıntıları aşmak için sosyal kaynakları gözden geçirmek düştüğümüz yerden kalkmak attığımız adımlara bakmak çabaya bırakmamak gerekiyor. Sihirli bir değnek olmadığını bilmeliyiz. Her şeye rağmen ayakta durmaktan başka çaremiz yok.”

Gelecek kaygısı arttı

Psikolog Gamze Kalkanlı, gençler ve çocukların yaşadığı ruhsal çökkünlük halinin de ebeveynleri, aile büyüklerini derinden etkilediğine işaret ederek, şunları dedi:

“Gençlerimizin birçoğu kendisini yurt dışına atmaya balkıyor. Maalesef pandemi sürecinde çocuklarda ciddi ekran bağımlılığı gelişti ve bu durum beraberinde okula gitmek istememe, alanların dışına çıkmamak şeklinde günlük yaşama yansıyınca aileler mutsuz oldu. Ergen bir genç için doğum günü kutlayamamak çok önemli bir hadisedir ve bunu bile yaşayamamanın verdiği mutsuzluk evdeki herkesi etkiledi. Ülkemizde her gün 200-250 kişiyi Kovid-19 nedeniyle kaybediyoruz. Birçok kişinin akrabalarından, yakınlarından birini kaybetti. Yoğun bakım süreçleri oldu. Tüm bu şartlar bizim ruhsal dünyamızda kaygıyı tetikledi. İnsanlar için

asıl endişe veren gelecek kaygısı. Kovid-19 dönemi sürekli depresif ruh hali yaşamamıza neden oldu. Çok konuşulmuyor ancak      obezite bile çok arttı. Basitmiş gibi görünüyor ancak dış görünüşünden dolayı mutsuz olan birçok insan biliyorum. Her gün 200 kişi ölüyor bu insanlar birilerini yakınları bu kadar kayıp yaşanması bile başlı başına kaygı nedenidir.”

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

BioNTech’te 3. doz bugün başlıyor

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.